Kapının Önünde Başlayan O Tuhaf Sessizlik
O sabah Kayseri’de hava alışılmadık derecede sakindi. Sanki şehir bile benim içimdeki karmaşayı hissedip biraz yavaşlamıştı. Defterimi açtım, birkaç satır yazdım ama kelimeler bile tereddütlüydü. Çünkü günün sonunda gideceğim yer sıradan bir kurum değildi; Valilik binasına ilk kez bu kadar resmi bir iş için girecektim.
Elimde küçük bir not kâğıdı vardı. Üzerinde tek bir cümle yazıyordu: “Vali yardımcısına ne diye hitap edilir?”
Bunu internetten bakıp öğrenmiştim aslında ama içimde garip bir güvensizlik vardı. Çünkü bazı şeyler öğrenilmez, hissedilir sanıyordum. Yanlış bir kelime, yanlış bir hitap… Hepsi insanı bir anda küçük düşürebilirdi. Özellikle de karşındaki kişi devletin en üst protokolünde yer alan biriyse.
O yüzden sabah boyunca kendime aynı soruyu defalarca sordum: “Ya yanlış söylersem?”
Valilik Binasına İlk Adım
Bina kapısından içeri girdiğim an, içimdeki bütün özgüven kırılıp yere düştü sanki. Güvenlik görevlisinin bakışı bile “burada herkes ciddidir” der gibiydi. Adımı söyledim, kimliğimi uzattım. Parmaklarım hafif titriyordu ama belli etmemeye çalıştım.
Koridora adım attığımda, duvarlardaki sessizlik bile ağırdı. Her şey düzenli, her şey ölçülüydü. İnsan burada bağırarak değil, neredeyse nefesini kontrol ederek yürümeliydi.
Bir görevli beni karşıladı. “Toplantı odasına alacağız” dedi.
O an içimde bir şey kıpırdadı. Hem heyecan hem de tuhaf bir korku. Çünkü biliyordum ki birkaç dakika sonra karşıma çıkacak kişi sıradan biri değildi. Ve ben hâlâ o basit sorunun cevabını içimde çevirip duruyordum: Ona nasıl hitap edecektim?
Yanlış Bir Kelimenin Ağırlığı
Bekleme odasında otururken duvardaki saate baktım. Saniyeler normalden daha yavaş ilerliyordu. Yanımda başka bir genç vardı, o da aynı heyecanı taşıyordu. Birbirimize bakıp kısa bir gülümseme verdik ama ikimizin de içi doluydu.
İçimden tekrar ettim:
“Sayın… Sayın… sonra ne?”
Vali yardımcısı… Ama ona “vali yardımcısı” diye direkt seslenmek kaba mıydı? Yoksa “Bey” mi eklenmeliydi? Yoksa tamamen daha resmi bir ifade mi vardı?
Kendimi bir anda küçük bir hatanın bile günümü mahvedebileceğine inanırken buldum. Abartılıydı belki ama o an için gerçekti.
Sonra aklıma bir sahne geldi. Lisede bir öğretmenimiz vardı. Sert görünürdü ama aslında çok sabırlıydı. Bir gün bize demişti ki:
“Resmiyette en güvenli yol, saygıyı isimle değil unvanla ve ‘Sayın’ kelimesiyle kurmaktır.”
O cümle bir anda zihnimde yankılandı.
İç Sesimle Tartışma
“Vali yardımcısına ne diye hitap edilir” konusunda doğru bilgiye ulaşmak isteyenler için kapsamlı bir içerik hazırladık.
Kendi kendime konuşmaya başladım. Sanki içimde iki kişi vardı.
Biri diyordu ki:
“Abartıyorsun. Sadece ‘Sayın Vali Yardımcım’ de geç.”
Diğeri ise daha temkinliydi:
“Ya yanlışsa? Ya daha resmi bir şey gerekiyorsa?”
O an fark ettim ki mesele sadece bir hitap değil, benim kendime duyduğum güvenle ilgiliydi. Çünkü insan bazen küçük şeylerde bile kendini sınar.
Defterime hızlıca bir not düştüm:
“Bugün doğru kelimeyi bulamazsam, kendimi eksik hissedeceğim.”
Bu cümleyi yazınca içim biraz sıkıştı. Belki de bu kadar büyütmemeliydim. Ama büyüyordu işte.
Kapı Açılıyor
İlgili Makale: Türkiye'nin en ünlü tatlıları nelerdir ?
Kapı açıldığında içimdeki sesler bir anda sustu. Beni içeri çağırdılar.
O an dünya daraldı. Sadece masa, birkaç sandalye ve ciddi yüzler vardı.
Vali yardımcısı karşımdaki koltuktaydı. Bakışı sakin ama netti. İnsan, böyle bir bakışın karşısında kelimelerini tartarak konuşmak zorunda hissediyordu.
Görevli bana döndü:
“Başlayabilirsin.”
İşte o an geldi.
Boğazım kurudu.
O Tek Cümlenin Ağırlığı
İçimden hızla tekrar ettim:
“Sayın Vali Yardımcım… Sayın Vali Yardımcım…”
Ve söyledim.
Sesim düşündüğüm kadar titremedi. Ama içimdeki fırtına hâlâ durmuyordu.
O an fark ettim ki doğru kelimeyi bulmak kadar, onu söyleyebilmek de önemliydi. Çünkü insan bazen bildiği şeyi bile sesine güvenemediği için kaybediyordu.
Toplantı başladı. Konular konuşuldu, notlar alındı, sorular soruldu. Ama ben bir an önce o ilk cümlenin ağırlığından kurtulmak istiyordum.
Çünkü zihnim hâlâ oradaydı.
Toplantı Sonrası Sessiz Çöküş
Toplantı bittiğinde dışarı çıktım. Koridorda yürürken içimde garip bir boşluk vardı. Sanki büyük bir sınavı geçmiş ama sonucunu henüz bilmeyen biri gibiydim.
Dışarı çıktığımda Kayseri’nin soğuk havası yüzüme çarptı. O an derin bir nefes aldım.
Defterimi açtım.
“Yanlış söylemedim,” diye yazdım.
Ama sonra durdum.
Aslında mesele yanlış ya da doğru değildi. Mesele benim o an hissettiğim şeydi: küçüklük, büyüklük, korku ve cesaretin aynı anda var olması.
Sonradan Gelen Öğreti
Eve dönerken otobüste pencereden dışarı baktım. Şehir akıp gidiyordu. İnsanlar kendi hayatlarının içinde koşturuyordu. Ama benim içimde tek bir cümle dönüp duruyordu:
“Sayın Vali Yardımcım.”
Basit bir ifade gibi görünüyordu. Ama benim için o gün çok daha fazlasıydı. Çünkü o cümle, hem korkumu hem de ciddiyetimi taşıyordu.
O an şunu fark ettim: İnsan bazı kelimeleri sadece öğrenmez, yaşar.
Vali yardımcısına nasıl hitap edileceği aslında teknik olarak belliydi. Ama benim içimdeki anlamı bambaşkaydı. Çünkü o cümleyle birlikte kendimi bir odanın içinde ilk kez “ciddiye alınan biri” gibi hissetmiştim.
Gecenin Sonunda Deftere Yazılanlar
Gece olduğunda odama çekildim. Lambanın sarı ışığı defterin üzerine düşüyordu. Kalemimi elime aldım ama uzun süre yazmadım.
Sonra tek bir cümle çıktı:
“Bugün bir kelimeyi doğru söylemek için değil, kendimi doğru hissetmek için uğraştım.”
Kalemi bıraktım. Sessizlik bu kez korkutucu değildi. Sakinleştiriciydi.
Ve içimde ilk kez net bir düşünce vardı: Bazı soruların cevabı sadece sözlükte değil, insanın içinde veriliyordu.