Salı Pazarında Kumaş Var mı?
Bugünkü rehber içeriğimizde “Salı pazarında kumaş var mı” hakkında bilinmesi gereken temel detayları aktarıyoruz.
İzmir’de Salı sabahı diye bir kavram var ki, ya uyanınca insanın yüzüne hafif bir “hayat seni bugün de deneyecek” ifadesi çöküyor ya da “bugün kesin bir şeyler bulacağım” motivasyonu. Ben ikinci gruptayım ama o motivasyon genelde evden çıkana kadar %70 düşüyor. Çünkü Salı pazarı dediğin şey sadece bir pazar değil; bir karakter testi, bir sabır oyunu ve biraz da “ben neden buradayım?” sorgusu.
Asıl mesele şu: Salı pazarında kumaş var mı? Bu soru dışarıdan bakınca basit gibi duruyor ama içine girince insanın hayat felsefesini bile etkiliyor. Çünkü kumaş aramak, aslında sadece kumaş aramak değil. Biraz geçmişi dikmek, biraz geleceği yamamak, biraz da annene “bak ben de artık bir şeyler öğreniyorum” mesajı vermek.
Sabahın Köründe Başlayan Kumaş Arayışı
Salı sabahı alarm çaldığında insanın aklına iki seçenek geliyor: ya uyumaya devam etmek ya da “bugün üretken olacağım” yalanına inanmak. Ben genelde ikinciyi seçiyorum. Sonra evden çıkarken aynaya bakıp şunu diyorum:
“Tamam, bugün ciddi bir yetişkinsin.”
Sonra pazara gidince o cümle 10 dakika içinde eriyor.
Pazara giriş anı her zaman aynı: bir ses duvarı, bir koku bombardımanı ve “abi abla buraya gel” çağrıları. Daha ilk 30 saniyede karar verme yeteneğin sıfırlanıyor. İşte tam burada asıl soru tekrar geliyor:
“Salı pazarında kumaş var mı?”
Kafamda bir ses:
“Var tabii, ama bulabilirsen.”
Diğer ses:
“Sen önce kendini bul.”
Kumaş Tezgahlarının Sessiz Savaşı
Pazarın içine biraz daha girince kumaş tezgahları ortaya çıkıyor. Renkler öyle bir yayılmış ki, sanki birisi gökkuşağını yere sermiş. Bir yanda çiçek desenli kumaşlar, diğer yanda düz renkler, bir köşede ise ne olduğunu anlamadığım ama “bu kesin moda” dedirten desenler.
Tezgâha yaklaşıyorum.
Satıcı göz teması kuruyor:
“Gel genç, sana kumaş bakıyoruz.”
Ben:
“Ben aslında bakmıyorum… yani bakıyorum ama şey…”
İç ses:
“Sen niye buradasın?”
İşte burada pazarlığın ilk aşaması başlıyor. Kumaş var mı sorusu artık yerini şuna bırakıyor: “Ben bu kumaşı gerçekten almalı mıyım?”
İlk Temas: Kumaş ve İnsanlık
Bir tezgâhta elimi kumaşa uzatıyorum. Dokusu yumuşak. Fazla yumuşak. Hayatımda ilk kez bir kumaşın beni psikolojik olarak etkilediğini hissediyorum.
Satıcı hemen giriyor:
“Bu keten, yazlık. Terletmez.”
Ben:
“Ben zaten çok terleyen biri değilim.”
Yalan. İzmir’de yaşayan ve “çok terlemem” diyen herkes yalan söylüyordur.
İç ses tekrar devrede:
“Sen bu kumaşı alırsan ne dikeceksin?”
Cevap yok.
Çünkü ben aslında kumaş almaya değil, kumaş alma ihtimaline aşık biriyim.
Salı Pazarında Kumaş Var mı? Yoksa Biz mi Varız?
Bir süre sonra fark ediyorum ki mesele kumaş değil. Mesele o arayışın kendisi. Çünkü Salı pazarında kumaş var mı sorusu, aslında “ben ne arıyorum?” sorusuna dönüşüyor.
Bir tezgâhta yaşlı bir teyze bana bakıp:
“Evladım senin aradığın ne?”
diye soruyor.
Donuyorum.
Çünkü gerçekten bilmiyorum.
“Şey… kumaş?”
Teyze gülüyor:
“Kumaş burada çok. Ama sen başka bir şey arıyorsun.”
O an bir şey oluyor. Sanki pazarda kumaş değil de hayat satılıyor da ben yanlış standın önündeyim.
Pazarlık: İzmir Usulü Hayatta Kalma Sanatı
Kumaş bulduk diyelim. İş bitmiyor. Asıl savaş şimdi başlıyor: pazarlık.
Satıcı fiyat söylüyor:
“Metresi 120.”
Ben:
“100 olur mu?”
Satıcı bakışı:
“Olmaz.”
Ben:
“Peki 110?”
Satıcı:
“Sen bana zarar mı yazdıracaksın?”
İç ses:
“Sen zaten matematikte de zayıftın, burada ne yapıyorsun?”
Sonra klasik final:
“Tamam ver 110.”
Ve o an anlarsın ki aslında hiçbir şey kazanmamışsın ama pazarlık yaptığın için kendini başarılı hissediyorsun.
Pazarlığın Felsefi Çöküşü
Pazarlık yaparken insanın içinde garip bir özgüven yükseliyor. Sanki uluslararası bir anlaşma imzalamışsın gibi. Ama eve gidince o kumaş dolabın köşesine konuyor ve bir daha kimse ona dokunmuyor.
Arkadaşla Kumaş Macerası
Yanımda arkadaşım var. O daha da tehlikeli bir seviyede: “Ben sadece bakıyorum” diyen ama her şeyi almaya yatkın biri.
Bir tezgâhta duruyoruz.
O:
“Bu güzelmiş ya.”
Ben:
“Alacak mısın?”
O:
“Yok ya… sadece baktım.”
İki dakika sonra elinde kumaş.
Ben:
“Sen az önce sadece bakıyordun?”
O:
“Bakmak da bir eylem.”
İç ses:
“Bu insanlar neden böyle?”
Kumaşların İnsan Psikolojisine Etkisi
Bir süre sonra fark ediyorum ki kumaşlar sadece kumaş değil. Her biri ayrı bir ruh hali.
Çiçekli olanlar: “Ben romantik bir dönemdeyim.”
Düz renkler: “Ben hayatımı toparladım.”
Desenli ama karmaşık olanlar: “Ben ne yaptığımı bilmiyorum.”
Ve ben en çok son gruba yaklaşıyorum.
Pazarın Gürültüsü İçinde İç Sesim
Pazarın sesi var: bağıran satıcılar, gülen insanlar, araba kornaları…
Ama benim iç sesim daha yüksek:
“Sen burada ne arıyorsun?”
“Bu kumaşı alsan ne olacak?”
“Evde makine yok.”
“Sen dikiş bilmiyorsun.”
Bu iç sesle birlikte pazarı gezmek biraz stand-up gösterisi gibi. Ama komik olan tek kişi ben değilim; hayat zaten kendi başına bir komedi.
Kumaş Alıp Almama İkilemi
Sonunda elime iki kumaş kalıyor. Biri güvenli, biri riskli.
Güvenli olan:
“Beni al, pişman olmazsın.”
Riskli olan:
“Ben farklıyım.”
Benim seçimim genelde riskli olan oluyor. Çünkü hayatımda da hep böyle yapıyorum. Sonra pişman oluyorum ama en azından hikâyem oluyor.
Dönüş Yolunda Felsefi Çöküş
Pazardan çıkarken poşetler elde, güneş tepede, İzmir yine bildiğin gibi sıcak.
Kafamda tek soru:
“Salı pazarında kumaş var mı?”
Cevap artık net değil.
Çünkü mesele kumaşın olup olmaması değil. Mesele senin oraya gidip kendini biraz daha tanıyıp tanımadığın.
Ve ben şunu fark ediyorum: evet, kumaş var. Ama asıl bol olan şey insanın kendi içinde kaybolma ihtimali.
Son Durak: Ev ve Gerçeklik
İlginizi Çekebilecek İçerik: Now TV hangi ülkenin kanalıdır ?
Eve geliyorum. Kumaşı masaya koyuyorum. Bir süre bakıyorum.
Annem odadan sesleniyor:
“Ne aldın yine?”
“Bir şey…”
“Ne yapacaksın?”
“Bilmiyorum.”
Ve işte günün en dürüst cevabı bu oluyor.
Kumaş orada duruyor. Ben karşısında.
İkimiz de birbirimizi tanımaya çalışıyoruz ama ikimiz de tam olarak ne yapacağımızı bilmiyoruz.
Ama sorun değil.
Çünkü Salı pazarında kumaş var mı sorusu, aslında hiçbir zaman sadece kumaşla ilgili olmadı.