İngiliz Milleti Kimdir? Hem Ciddi Hem de Eğlenceli Bir Bakış
İzmir’de yaşıyorum, arkadaş grubumda sürekli espri yapan, ama bazen “her şeyi fazla düşünen” tiplerdenim. Yani her şey bir anda komik olabiliyor ama içimdeki derin felsefeci de hep devrede! Geçen gün arkadaşlarla sohbet ederken, “İngiliz milleti kimdir?” sorusu gündeme geldi. Hani öyle bir anda ne anlatacağımı bilemedim. Çünkü İngiliz milleti hakkında düşünmek, bazen bir komedi show’u, bazen de bir dramın başı gibi olabiliyor. Ama neyse ki bu yazıyı yazarken her ikisini de harmanladım ve bir şekilde insanları güldürebilirim diye düşündüm. Hadi gelin, İngiliz milleti kimdir, nasıl bir şeydir, hep birlikte keşfedelim!
İngiliz Milleti: Çay, Yağmur ve Kendisini Ciddiye Alma Meselesi
İngiliz milleti deyince akla gelen ilk üç şey nedir? Çay, yağmur ve İngilizceyi kendilerini ciddiye alarak konuşmak. Evet, en büyük klişe bunlar olabilir, ama kabul edelim ki bu klişeler, bir şekilde İngilizler’i doğru tanımlıyor gibi. Hele o çay meselesi var ya… Bir de bunun üzerini süslemek için bir takım kültürel referanslar ekleyince, İngilizlerin nasıl bir halk olduğunu biraz daha iyi anlayabiliyoruz.
Bir gün, bir arkadaşım “İngilizler çayı o kadar seviyorlar ki, sonradan kokusu gitmesin diye çayı hiç bırakmıyorlarmış” dedi. İlk başta “Bunu nereden duydun?” diye sordum ama sonra anladım ki, İngiliz milleti gerçekten bir çay ile hayatta kalan bir tür! Herkesin içinde gizli bir çay canavarı var, ama bazen o kadar abartıyorlar ki, “Çay var mı?” diye sorduklarında, ben de “Yok, çay burada sadece İngiliz milleti için var” demek istiyorum.
Şaka bir yana, İngilizlerin çaya olan sevgisi, o kadar köklü ki, sanki bir yaşam biçimi haline gelmiş. Hele bir de yağmurlu bir gün, soğuk bir kış sabahı ve bir fincan çay, dünyada bundan daha güzel bir şey olamaz herhalde. Bunu anlamak için bir İngiliz’e çay sormak yetiyor. Hani bizim Türk kahvesiyle gurur duyduğumuz gibi, İngilizler de çayla gurur duyuyorlar. Şimdi burada kendi iç sesimi devreye sokmam gerek:
İç sesim: “Tabii, her şeyin bir oranı olmalı. Çayı bu kadar çok seviyorsan, dünya üzerindeki her şeyde yağmur da var olmalı, çünkü o yağıyor her zaman.”
Ama işte İngiliz milleti ne yapar? Yağmuru bile sevinçle karşılar. Herkes “bırak da güneş biraz daha çıksın” derken, İngilizler yağmuru bir fırsat olarak görür ve bir fincan çayla birlikte “Evet, tam da bu anı bekliyordum!” diye bir hava yaratırlar.
İngilizler ve Kendini Ciddiye Alma: Bir Bardağa, Bir Tövbe!
İngilizler’in kendini ciddiye alma konusu da bir başka can alıcı nokta. Hani bir filmde ya da dizide gördüğünüz o “çok ciddi, ama bir o kadar da soğuk” karakterler var ya, işte o karakterler İngiliz milleti. Hadi şimdi durup düşündüm de, belki de bunu fazla genellemiş olabilirim. Ama herhalde İngilizlerin, İngilizceyi konuşurken ciddiyetini kaybetmemek gibi bir eğilimleri var. Çünkü o kadar net ve dikkatli bir diksiyonla konuşurlar ki, bir konuda samimi olup olmadıklarını anlamak gerçekten zor.
Bir gün bir İngilizle tanıştım, “Merhaba!” dedim, adam bana “Good evening, my dear fellow” diye cevap verdi. O an kafamı biraz karıştırdım. Evet, “fellow” demek, İngilizler’in o ciddiyetini yansıtan bir kelime, ama o kadar mı resmi konuşuluyor diye düşünmedim değil.
Mesela, bir İngiliz’e “Ne haber?” diye sorsanız, büyük ihtimalle “İyi, teşekkürler. Ve siz?” diye cevap alırsınız. Ama bu kadar düz bir şey bile İngilizler’in kendilerini ciddiye alma eğiliminden dolayı, bir dakika boyunca “Ya acaba birinin içinde gizli bir şairlik mi var?” diye düşünmenize sebep olabilir. Tabii, biz Türkler bir araya geldiğimizde “Nasılsın?” sorusuna muhtemelen bir espriyle karşılık veririz. Mesela, “Süperim ama dondurma alacak param yok” gibi. İngilizler ise “Dondurma parası bitti, fakat bir adım daha atıp yeni bir iş buldum” diye yanıtlayabilirler.
İngiliz Milleti ve Toplumda Sosyal Sınıflar: Azra’nın Sınıf Testi
Şimdi İngiliz milleti deyince, toplumsal sınıflar konusu da devreye giriyor tabii. İngiltere’deki sosyal sınıflar, sanki 19. yüzyıldan kalma bir masal gibi karşımıza çıkıyor. Yani İngilizler, bir konuda çok ciddi olsalar da, bazen sınıf farklarını küçümsememek lazım. Toplumda bir sosyal sınıf farkı var mı derseniz, kesinlikle var. Şimdi ben de bunu bir örnekle anlatayım:
Bir gün İzmir’de kahve içerken, yanımda birkaç turist vardı. Konu İngiltere’ye geldi ve biri, “İngiltere’de sokakta yürürken bile sosyal sınıfı anlayabiliyorsun” dedi. O an çok güldüm, çünkü adamın söyledikleri o kadar doğru ki! Mesela, bir İngiliz’i sokakta yürürken gözünüzde hemen “bu kişi hangi sınıftan” diye çözümlemeye başlıyorsunuz. Ama işin komik tarafı şu ki, bizim Türkler genelde kimseyi sokakta sınıflandırma eğiliminde değil, biz daha çok “Beni bir araya getiren bu havadarlık ve giydiğim t-shirt” diyoruz.
İngilizler’in sosyo-kültürel yapısını anlamak zor olabilir. Yani çok elit bir insanla, caddede şapka takan birini yan yana koyduğunuzda, her ikisi de aynı sosyal sınıfı paylaşamayabilir. Şu da var ki, İngiltere’de “ben buradayım” diyen bir sınıf ayrımı da vardır, ama İngilizler buna genelde çok ince bir şekilde yaklaşırlar. Kimse “Aman tanrım, ben sadece orta sınıfım!” diye bağırmaz, daha çok işlerin nasıl işlediğini şık bir şekilde anlatırlar.
İngiliz Milleti: Bir Kültür Buluşması mı, Bir Komedi Şovu mu?
Sonuçta, İngiliz milleti kimdir sorusunun cevabını kesinlikle bulmuş değilim. İngilizler çay içiyor, yağmurda keyif yapıyor, sosyal sınıflarına göre şekil alıyor ve her şeyde bir ciddiyet var. Ama bir yandan da, o ciddiyetin içinde yavaşça bir mizah patlıyor. Çünkü İngilizler, kendilerini ciddiye alırken, her zaman bir miktar espriyi de eklerler. İngilizler, insanın zihinsel evriminde bir adım daha atarak, hem ciddiyetin hem de komedinin tam ortasında yaşamayı başarıyorlar.
O yüzden, İngiliz milleti kimdir? Bence her biri bir parça çay, biraz yağmur, biraz sınıf farkı ve en önemlisi, kendini ciddiye alırken aslında gülümseyen insanlardır.